01 SAMI ULUS FOTO

01 SAMI ULUS FOTO

01

Dr. Sami Ulus 1904'de Üsküdar semtinde Dönmedolap Sokağındaki 1 numaralı ahşap evde doğdu. 7 yaşında başladığı ilk, orta ve lise tahsilinin devamında 1922 - 1926 yılları arasında Tıbbiye eğitimi aldı. Askerlik hizmetini ise Tıbbiye Mektebi 4. son sınıfını okurken Gülhane Askeri Hastanesi’nde yaptı. 1926'da 22 yaşında tıp doktoru oldu.

İhtisas olarak çocuk doktorluğu dalını seçen Dr. Sami Ulus 1927'de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hekimliğinde Osmanlı Devleti'nin ilk eczacı paşası; Mirliva Mehmed Raşit Paşa'nın oğlu Prof. Dr. Kadri Raşit (Anday) Paşa yanında eğitimine devam ederek ihtisasını çocuk doktoru olarak yaptı. İhtisasını 1929 yılında tamamladı ve Ankara’ya çocuk hekimi olarak atandı.

02 LAB RECETE FOTO

02 LAB RECETE FOTO

02

Ankarada kurduğu, senelerce başhekimlik yaptığı Çocuk Hastanesine "Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi" ismi verildi.

Dr. Sami Ulus 1929 yılında Ankara’ya çocuk hekimi olarak atandıktan sonra iki ayrı hastanede hizmet verdiği 1936-1957 yılları arasında kendi bireysel gözlemleri ve nüfus artışıyla birlikte ihtiyaç duyulan tedavi edici, aynı zamanda ihtisas eğitimleri verilebilen bir çocuk hastanesi kurulmasına öncülük etti. 1954'de yapımına başlanan ve 1957'de Ankara Hastanesi olarak hizmet vermeye başlayan hastanenin çocuk doktorluğunu yaptı.

1961'da Ankara Hastanesine başhekim olmasından sonra, kişisel özverili gayretleri ve çalışmaları ile Vehbi Koç'un bağışladığı bina Sağlık Bakanlığı tarafından inşaat işleri restorasyonları yaptırılmış, 1963 yılında Ankara Çocuk Hastanesi adıyla 150 yatak kapasitesiyle hizmete sokulmuştur.

Kendisini her türlü çaba ve çalışmalarıyla 4 yıl başhekim olarak Ankara Çocuk Hastanesi’ne adayan Dr. Sami Ulus 6 Mayıs 1965 yılında görevi başında 61 yaşında yaşamını yitirdi.

Vefatından sonra Ankara Çocuk Hastanesinin adı değiştirilerek hastaneye “Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi” ismi verildi. Hastanenin giriş katına Dr. Sami Ulus’un büstü konuldu.

03 ANK HAST FOTO

03 ANK HAST FOTO

3

Yazdığı ''Çocuk Bakımı'' kitabı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bastırılarak senelerce ders kitabı olarak okutuldu.

Dr. Sami Ulus iki tıbbi eser yazdı. İlk eseri ''Çocuk Bakımı” kitabının 1944 yılında ilk basımı yapıldı. Bu kitabı Milli Eğitim Bakanlığı satın aldı. İstanbul Maarif Vekaleti Kız Teknik Öğretim Okulları adına basılan kitap yıllarca orta mekteplerin son sınıflarında ders kitabı olarak okutuldu. Bu kitabın içinde çocukluk çağları, çocuğun beslenmesi, hayvan sütü verme metodu, çocuk mamaları, cılız ve vaktinden evvel doğmuş çocuklar, çocuk hastalıkları, bulaşık hastalıklar, hasta çocuklara bakım konuları yer almaktadır.

İkinci eseri doktorlar için yazmış olduğu “Süt Çocuğu Hastalıkları” adındaki eseridir. 1948 yılında basılan bu kitap da yine yıllarca Çocuk Doktorlarının başvuru kaynağı olmuştur.

04 KITAPLAR FOTO

04 KITAPLAR FOTO

4

Ulus Alpu köyünden Üsküdara gelip Sarayda Kilercibaşı olan bir dede, Hazine-i Hassa Müdürü bir baba

Dr. Sami Ulus’un dedesi Hacı İbrahim 1818'de, o zamanlar Kastamonu vilayeti Safranbolu kazası Ulus nahiyesine bağlı Alpu köyünde (yeni adı ile Aşağıköy) doğmuş, 1841 yılında 23 yaşında köyünden ayrılıp İstanbul’a gelmiş ve Üsküdar semtine yerleşmiş.

Hacı İbrahim 1849'da Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz’in saltanat döneminde saraya görevli olarak girmiş. ''Kilercibaşı'' memuriyet derecesine kadar yükselmiş.

Sultan Abdülaziz Fransa İmparatoru III. Napolyon’un daveti üzerine Hacı İbrahim’in de bulunduğu hizmetli kadrosuyla birlikte 21 Haziran 1867'da Paris’e hareket etmişler. Bu Osmanlı tarihinde ilk defa bir padişahın çıktığı Avrupa seyahati imiş. 30 Haziran 1867'da Paris'e varmışlar. İngiltere Kraliçesi Victoria’nın da davetini kabul ederek İngiltere’yi de ziyaret etmişler. Dover Limanı'nda İngiliz Kraliyet ailesi Abdülaziz'in şerefine olağanüstü görkemli tören düzenlemiş. Galler Prensi gelen misafirlerini Kraliçe adına vapura çıkarak karşılamış. Sultan Abdülaziz ve beraberinde gelen Osmanlı saray erkanını top atışları ile onurlandırılmış. İngiliz Kraliyet mensupları eşliğinde buharlı bir trenle Londra’ya iki saat gibi kısa bir zamanda gitmişler. İngiltere’yi de içine alan bu ziyaretlerinden yurda dönerlerken Prusya ve Avusturya’ya da uğramışlar. Osmanlı toprakları dışına diplomatik bir ziyaretin ilk defa gerçekleştiği bu geziden 7 Ağustos 1867'de İstanbul’a geri dönmüşler. Hacı İbrahim de bu seyahate katılmış.

Hacı İbrahim kendisinin sarayda belirli bir sosyal çevreye sahip olması nedeniyle oğlu Mehmet İhsan da iyi eğitim sahibi olmuş. Hacı İbrahim eğitimini tamamlayan oğlu Mehmet İhsan’ın (Dr. Sami Ulus’un babası) Osmanlı Devlet memuriyetinde görev almasını istediğinden Hazine-i Hassa Nezareti-Tahrirat Kalemi Katipliğine yerleştirmiş. Mehmet İhsan burada uzun yıllar çalıştıktan sonra Tahrirat Müdürlüğü derecesine kadar yükselmiş,1923'de Hazine-i Hassa Tahrirat Müdürlüğünden emekli olmuş.

06 AHSAP EV FOTO

06 AHSAP EV FOTO

6

5 kuşak Üsküdarda yaşayan bir aile ve Dr. Sami Ulus’un doğduğu Üsküdar Dönmedolap sokağı 1 numaradaki ahşap ev

Dr. Sami Ulus’un dedesi Hacı İbrahim 1841 yılında 23 yaşında köyünden ayrılarak İstanbul’a gelmesinden ve Üsküdar semtine yerleşmesinden sonra oğlu Mehmet İhsan da Üsküdar’da yaşadı.

Dr. Sami Ulus 1904'de Üsküdar semtinde Tunusbağı'ndan Ahmediye'ye inerken tarihi Malatyalı İsmail Ağa caminin karşısında, İskender Baba türbesinin biraz yukarısında, Tavaşi Hasan Ağa Mahallesinde eski cuma pazarı kurulan Dönmedolap Sokağında Osmanlı dönemine ait ve 18 YY'da yapılan 1 numaralı ahşap evde doğdu.

Sunay Akın Dönmedolap sokağını şöyle anlatır; "Üsküdar'dan Kadıköy dolmuşuna binip, Hezarfen Ahmet Çelebi'nin konduğu Doğancılar Parkı'nı geçtikten bir kaç dakika sonra Karacaahmet Mezarlığı'nın duvarıyla karşılaşırsınız. Buranın adı Tunusbağı'dır. Kadıköy dolmuşu sağa doğru kıvrılan ana yolu takip eder. Dolmuştan inip Gündoğumu Caddesi ile Tıbbiye Caddesi'nin kesiştiği köşeden aşağıya doğru dik bir eğimle inen soldaki sokaktan aşağı doğru yürürseniz bu sokak Dönmedolap Sokağı'dır. Evlerin haremlik ve selamlık olarak ikiye bölündüğü devirlerde, erkeklerin oturduğu odayla, kadınlara ayrılan yer arasında bir çember üzerinde dönen iki gözlü dolaplar vardır. Günümüz otellerinin ve iş merkezlerinin dönme kapılarına benzeyen bu dolapların görevi, erkeklerin istediği yiyecek ya da içecekleri harem tarafından selamlığa ulaştırmaktı. Üsküdar'da bir sokağa adını veren Dönmedolap adını sözünü ettiğimiz bu dolaptan almaktadır."

Dr. Sami Ulus’un dedesi Hacı İbrahim 1841 yılında 23 yaşında köyünden ayrılarak İstanbul’a gelmesinden sonra 1 kuşak, oğlu Mehmet İhsan da 2. kuşak olarak Üsküdar’da, Dr. Sami Ulus ve kardeşi Yegane Ulus 3 kuşak, Yegane Ulus’un kızı Emine Halide Ünal 4. kuşak, Halide Ünal'ın oğulları Etem Erol Ünal ile Mehmet İhsan Ünal da 5. kuşak olarak bu evde yaşadı.

Hazire 2

Hazire 2

Hazire

Dönmedolap sokağındaki 1 numaralı ahşap evin önünde envanter kaydı olan bir hazire bulunmaktadır. Ahşap evin önü yola üçgen gibi… Bu üçgenin içinde etrafı demir parmaklıklarla çevrili olan üç mezar ve mezartaşı bulunuyor. (Hazire denilen) Orada 3 mezar var. Ortadaki kadın mezarı... Mezarların ayak ucunda da mezar taşları var.

Hazire etrafı duvar veya parmaklıkla çevrili mezar yerlerinin genel adıdır. Hazîreler birkaç mezardan oluşabildiği gibi birçok mezarı barındıranları da vardır. Hazîrelerin ilk çekirdeğini bitişiğinde bulunan binayı yaptıranın veya o bina ile bağı olan şahısların mezarları oluşturur. Zaman içinde bu mezarın yanına yeni yapılan definlerle beraber bir hazîre oluşur. Bir hazîrenin büyüklüğü orada ilk mezarı bulunan kişinin makamına ve mezarlık olmaya elverişli alanın genişliğine bağlıdır.

Bu hazire hakkında İ.B B. Beyazmasa'ya başvuruda bulunduk. 1-2896587233 nolu başvuru cevabı; Başvurunuzda yer alan konu ile ilgili İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Projeler Müdürlüğü ile görüşülmüştür. Görüşme neticesinde tarafımıza verilen bilgi aşağıdaki gibidir: "06.06.2017 tarihinde söz konusu hazirede yapılan tespitte mezar taşları üzerinde inceleme yapılmıştır. Etrafı demir korkuluklarla çevrili olan hazirede üç adet mezar bulunmaktadır. Bu mezarların baş ve ayak şahideleri mevcut olup, mezartaşları üzerinde herhangi bir yazının bulunmadığı görülmüştür. Mezartaşlarından ikisi silindirik formda olup, yalnız biri dikdörtgen şeklindedir. Hazirenin yeri Üsküdar Pervititch 57 No’lu Haritada “yola açık yeşil alan” olarak gösterilmiştir. Bunu dışında tarihi kaynaklardan herhangi bir bulgu elde edilememiştir. Söz konusu tarihi harita ektedir. Müdürlüğümüzce yürütülen İstanbul geneli Türbe, Hazire ve Kabir Yerleri Envanter çalışması listesinde kayıtlı olan hazirenin mülkiyeti Başkanlığımıza aittir. Hazirenin yer tespiti tamamlanmış ve projelerinin elde edilmesi konusu, 23.11.2015 tarihli ve BN.773 sayılı resmi yazı ile müdürlüğümüze bildirilmiştir. Hazirenin restorasyon projelerinin elde edilmesi çalışmalarını takiben, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yapı İşleri Müdürlüğü tarafından proje uygulama çalışmalarına başlanacaktır."

Hazire 1

Hazire 1

05 MUALLA IHSAN FOTO

05 MUALLA IHSAN FOTO

5

Dr. Sami Ulus 1931 yılında Mualla Ulus hanımla evlendi. 1937 yılında kızı Fatma Duygu Ulus (Konuk) doğdu.

Dr. Sami Ulus; Mualla Ulus’un eşi, Fatma Duygu Konuk'un babası, Nuhbe Nilüfer Konuk ve Ömer Sami Haydar Konuk'un dedesi, Yasemin Konuk Akın ve Esat Efe Konuk’un büyük dedesi, Yegane Ulus'un abisi, Halide Ünal'ın dayısı, Erol Ünal ve İhsan Ünal'ın büyük dayısıdır.

8 Saray

8 Saray

08 ULUS HARITA FOTO

08 ULUS HARITA FOTO

8 S

Dr. Sami Ulus'un dedesi Hacı İbrahim Safranbolu Ulus nahiyesinden Üsküdar'a gelip saraya “Kilerci Başı” olmuştu.

Dr. Sami Ulus’un dedesi Hacı İbrahim 1841 yılında 23 yaşında daha henüz evlenmeden yaşadığı, o zamanlar Kastamonu vilayeti Safranbolu kazası Ulus nahiyesine bağlı Alpu köyünden (yeni adı ile Aşağıköy) ayrılıp yaya olarak Bartın kazasına gelip buradan tarihi Yalı İskelesi’ne varıp buradan ırmak yolundan Boğaz mevkiine gelmiş. Bir gece diğer yolcular ile birlikte Boğaz İskele Hanı’nda konaklamış. Ertesi gün Hacı İbrahim Amasra'dan gelen gemi ile İstanbul’a hareket etmiş, İstanbula gelince de Üsküdar semtine yerleşmiş.

Hacı İbrahim İstanbul’da birkaç yıl çeşitli işlerden geçimini sağlayıp yerleşik hale geldikten sonra kardeşlerini de yanına almak istemiş. Bekar olan kardeşleri Hacı Hasan ve Hacı Hüseyin de aynı yolu takiben İstanbul’a gelmişler. Üsküdar bölgesine yerleşen Hacı İbrahim ve kardeşleri Hacı Hasan ile Hacı Hüseyin geçimlerini burada sağlamaya başladıktan sonra bulundukları çevreden kendilerine uygun eşler bularak evlenmişler.

Hacı İbrahim köyünden ayrılıp o yıllarda İstanbul’a gelip yerleşmesine sebep Aşağıköy’deki evlerinde ailesi ile birlikte ikamet ederlerken annesi ile yaşadığı bir olay olmuş. Annesi mısır unundan, ocakta kuyruk yağı sızdırıldıktan sonra arta kalan kıkırdak ile yapılan, tereyağı, yumurta ile yoğurulan, toprak fırında pişirilen bir yemek olan kömeç pişirmiş. Kömecin yarısını Aşağıdere mahallesinde ikamet eden damat (enişteleri) yanlarına ziyaretlerine geleceğinden ona ikram etmek niyetiyle terecelerden birinin içine saklamış.

Hacı İbrahim yemek pişirilen ocaklı odaya girdiğinde ocak yanındaki ahşap el işçiliği ile yapılmış dolabın bir parçası olan önü açık terece gözü içinde kömec olduğunu tesadüfen fark edip onu afiyetle yemiş. Ertesi gün damatları ziyaretlerine geldiğinde ise anne yaptığı kömeçten ona ikram etmek istemiş. Ancak terece içinde sakladığı kömeci bulamayınca hayal kırıklığına uğrayarak evde kızılca kıyamet kopmuş. Aile içi tartışmanın ilerlemesi ile birlikte Hacı İbrahim annesine kızgın bir ifadeyle “Bu evin işini yapan evin oğlumu daha değerli, yoksa damat mı değerli?..” şeklinde ifadeler içeren sözler sarf etmiş. Tartışmanın dozu biraz fazlaca olmuş ki; Hacı İbrahim ertesi gün diğer eniştesi Hüseyin'in hanımı ve aynı zamanda kapı komşuları olan ablası İsmet’in yanına giderek, “Bana erzak hazırla uzak yola gideceğim“ demiş. Bu aile içi tartışma onun köyünden ayrılmasına sebep olmuş.

O yıllarda İstanbul’a gidip Üsküdar semtine yerleşen Hacı İbrahim 1849 yılında Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz’in saltanat döneminde saraya görevli olarak girmiş. Uzun yıllar sultan sarayında memuriyet görevleri devamında son olarak ''Kilercibaşı'' memuriyet derecesine kadar yükseltilmiş.

Kilercibaşı Enderûn ağalarının dördüncüsüdür. Padişah yemek yerken hizmet-i hümâyûnda bulunur, kilercilere nezaretle beraber sofra edevâtını muhafaza eder. Kilercibaşı, enderun ve ikinci avludaki mutfaklar ile kilerlerin, kiler koğuşu içoğlanların ve saray'ın dış teşkilatına bağlı tüm mutfak görevlilerinin amiridir. Diğer taraftan padişahın yemeğinin pişirilmesi ile ilgilenir, sofrasını kurarak yemesine nezaret eder; reçel, şurup, şerbet, macun ve tatlı türü yiyeceklerini hazırlatır; turşu, baharat vs. muhafaza eder. Padişah yemek yemeden önce yemeğinden kontrol için tatmak Kilercibaşının görevidir. Enderûnluların elbiseleri, hünkâr (padişah) tarafından tedarik edilir. Ağalar, başlarına som sırma takke ve takkenin altına iç fesi giyer. İki kollarının yanından enlice siyah kadifeden zülüf denen uzun birer alâmet sallandırır. Üstlerine, mevsime göre kaftan ve altlarına entâri giyer, bellerine ağır sırma işlemeli, kapaklı kemer takar. Padişahla dışarı çıktığında, kalıp işi denilen kavuk giyer ve bellerine lâhûrî şal sarar, mücevherli bıçak ve hançer takar.

Hacı İbrahim sultan sarayında görevli, nüfuz sahibi memur olmasından dolayı sonradan İstanbul’a gelen ortanca kardeşi Hacı Hüseyin’e yine Sultan Sarayına bağlı bir başka memuriyet görevine başlamasına yardımcı olmuş. Kardeşi Hacı Hüseyin Osmanlı’nın Anadolu Eyaletine bağlı vilayetlerdeki Haremeyni Şerfeyn Vakıfları tarafından toplanan parayı ve yardımları her yıl Mekke ve Medine’ye gönderme işlerini yapan kuruma girmiş. İlerleyen yıllar içinde işlerin nasıl yapılması gerektiğini öğrendikten sonra bu görevin başına “Surre Emini” olarak atanmış.

Mekke’deki Kâbe ve Medine’deki Ravza-i Mutahhara yani Peygamberin kabrinin bulunduğu mevkide Osmanlı döneminde buralar için ayrıca bir vakıf vardı. Bu vakfa "Haremeym-i Şerifeyn Vakfı" deniliyordu. Buraya bağlı vakıflar ve malların yönetimi bu vakıf tarafından yürütülmekteydi. Bu vakıf mallarından toplanan vergiler Mekke ve Medine’deki fakirlere dağıtılırdı. Kırıkkale, Keskin, Çankırı, Çelebi yörelerinden vergi geliri toplayan insanlara ise "Haremeyn-i Şerifeyn Türkmenleri" denilirdi. Pelivanlı, Cerid, Şid, Beydili oymaklarının önemli bir kısmı Haremeym-i Şerifeyn Türkmeni olarak adlandırılmıştır. Bu uygulama Fatih Sultan Mehmed döneminde başlatılmış yakın zamana kadar sürmüştür. Mekke ve Medine’ye her yıl gönderilen mal ve para cinsinden yardımları göndermekle görevlendirilen kisiye Surre Emini denilmekteydi.

O yıllarda Alpu (Aşağıköy)’den bazı kişiler İstanbul’a geldiklerinde Hacı İbrahim’i ve kardeşlerini ziyaret ederlermiş. Hacı İbrahim ekonomik kazanç yönünden o döneme göre orta seviyenin üzerinde olması sebebiyle köyünden yanına gelen akrabaları veya aynı köyden komşusu olanlara her Ramazan ayında İstanbul’dan köye dönerken orada yaşamakta olan annesi ve akrabalarına, diğer ihtiyaç sahiplerine yiyecek, giyecek türünden yardımları yanı sıra Fitre olarak dağıtılmak üzere parasal yardımları da vefat edene kadar göndermiş.

---------------------------------------------------------------

Bu blog Araştırmacı Zafer Çelebi'ye Dr. Sami Ulus'un eşi merhum Mualla Ulus tarafından 22 Ocak 1986 yılında yazılmış olan üç sayfalık bibliografik ve açıklamaların olduğu mektuptan elde edilen ve ayrıca Zafer Çelebinin annesinin dayısı Mesut Çelebi’den aldığı, ona da babası merhum Ahmet Çelebi tarafından anlatılan bilgilerden faydalanılarak hazırlanmıştır.

Hacı İbrahim ve erkek kardeşlerinin ablası ve aynı zamanda köyde evlerinin kapı komşusu olan İsmet; Alpu köyü (Aşağıköy)’de 1810 yılında doğdu. Aynı köyde ikamet eden Hüseyin Çelebi ile 1828 yılında evlendi. Aşağıköy’de tarım ve hayvancılık faaliyetleri ile yaşamlarını sürdürdüler. Mesut Çelebi ise 1946'da Kastamonu Göl Köy Öğretmen Enstitüsünde yatılı öğrenci olarak okudu, burada 6 yıl uygulamalı eğitim görerek 1951'de ilkokul öğretmeni olarak mezun oldu. Yıllarca öğretmenlik yaptıktan sonra Milli Eğitim Müfettişliği görevini de yürüttü ve 1980'de emekli oldu.

09 SULTAN AZIZ FOTO

09 SULTAN AZIZ FOTO

9

Dr. Sami Ulus'un dedesi Hacı İbrahim Padişah Sultan Abdülaziz'in mahiyetinde Parise gitti.

Hacı İbrahim Sultan sarayında Kilercibaşı olduğu dönemde Osmanlı Devleti’nin başında Sultan Abdülaziz vardı. Sultan Abdülaziz Fransa İmparatoru III. Napolyon’un daveti üzerine Fransaya bir ziyaret gerçekleştirmeyi planladı. 60 kişilik saray erkanından oluşturduğu, içlerinde ''Kilercibaşı'' Hacı İbrahim’in de bulunduğu hizmetli kadrosuyla birlikte, veliaht şehzade Murad’ı (5. Murad) ve şehzade Abdülhamid’i (2. Abdülhamid) ve küçük oğlu Yusuf İzettin Efendi’yi de yanına alarak 21 Haziran 1867 tarihinde Paris’e hareket etti. Osmanlı tarihinde ilk defa bir padişah Avrupa seyahatine çıkmıştı.

Sultan Abdülaziz Fransa gezisi sırasında İngiltere Kraliçesi Victoria’nın davetini kabul ederek Temmuz ayında İngiltere’yi de ziyaret etti. İngiliz Kraliyet ailesi Dover Limanı'nda Osmanlı misafirleri için olağanüstü görkemli törenler düzenlediler. Çiçeklerle süslenmiş olan Dover’de Sultan Aziz’i kraliçe adına Prince of Walles (7. Edward) başkanlığındaki heyet karşıladı. Galler Prensi Kraliçe adına gelen misafirleri vapura çıkarak karşıladı. Sultan Abdülaziz ve beraberinde gelen Osmanlı saray erkanı top atışları ile onurlandırıldı. İngiliz Kraliyet mensupları eşliğinde Sultan ve beraberindekiler buharlı özel bir trenle Londra’ya iki saatte gitttiler. Baştan başa Türk armaları ve çiçeklerle süslenmiş tren Charing Cross istasyonuna vardığında adeta bütün Londra halkının padişahı karşılamaya geldiği görüldü. Kraliyet muhafızlarının refakatinde faytona binen Sultan Abdülaziz halkın sevgi gösterileri arasında Buckingham Sarayı’na ulaştı. İngiltere’yi de içine alan bu ziyaretlerinden yurda dönerlerken, Prusya ve Avusturya’ya da uğradılar. Hiçbir Osmanlı sultanı bu türden yurt dışı seyahate çıkmamıştı.

10 SECERE TEPEDENLI FOTO

10 SECERE TEPEDENLI FOTO

10 Secere

Secerede Dr. Sami Ulus'un atalarının Tepedenli Ali Paşaya kadar uzadığı görülmektedir.

11 NEZAHAT HUSNU FOTO

11 NEZAHAT HUSNU FOTO

11 Nezahat

Zühtü Çubukçuoğlu, Eşi Nimet Çubukçuoğlu, Hüsnü Şahinoğlu, eşi Nezahat Şahinoğlu, Halide Ünal’ın eşi Hv. Alb. Nazmi Ünal; Ankarada Dr. Sami Ulus ve Eşi Mualla Ulus’la beraber.

12 ANK HASTANE LOGO

12 ANK HASTANE LOGO

12 Hast

DR. SAMİ ULUS ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ

Dr. Sami Ulus Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1950’li yıllarda Işıklar Caddesinde Ankara Çocuk Hastanesi olarak faaliyete geçmiştir. Hastaneye adını veren Dr. Sami Ulus’un kişisel gayretleriyle bugünkü hastane binası yapılarak 150 yatak kapasitesi ile 1963 yılında hizmete sokulmuştur.

Hastanenin birinci başhekimi olarak görevlendirilen Dr. Sami Ulus 6 Mayıs 1965 tarihinde çok sevdiği hastanesinde, görevi başında yaşamını yitirmiştir. Dönemin Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Vedat Ali Özkan tarafından hastaneye “Dr. Sami Ulus Hastanesi” adı verilmiştir.

Kuruluşundan bu yana sürekli gelişme içinde olan hastane, hizmetin verimliliği ve işlerliğini arttırmak amacıyla 1990 yılında 2 katlı poliklinik binası ve ishal takip ve tedavi merkezi halkın hizmetine sunulmuştur. Hizmet binamızın ihtiyaca cevap vermemesi üzerine hastanemiz bahçesine 5 katlı ek bina (75. Yıl Binası) yapılmış ve 23 Nisan 1998 günü 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından hizmete açılmıştır. 23 Haziran 2008 tarihinde Zübeyde Hanım Doğumevi ile birleşmiştir.

Hastane yıllar içinde bir yandan yatak kapasitesini arttırırken diğer yandan çocuk sağlığına ilişkin yan dal uzmanlıklarını çeşitlendirerek hızla gelişme göstermiştir. Hastanede 416 yatak ve 996 personel bulunmaktadır. Kurulduğundan bu yana Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak çalışan hastanede 10 klinik şefi, 11 şef yardımcısı, 8 başasistan 172 uzman doktorla eğitim verilmektedir. Ayrıca hastane Ankara ve çevre illeri dışında Türkiye’nin her yerinden gelen hastalara 24 saat hizmet sunmaktadır. Modern cihazlarla donatılmış olarak ve 40 yıllık çocuk sağlığı ve hastalıkları deneyimi ile Türkiye’nin bu alandaki en büyük ve en yetkin sağlık kurumlarından biridir.

Yayın yok.
Yayın yok.