1

1

1

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonraki ilk on yıl içinde yetişmiş tıp doktoru Dr. Sami Ulus 1904 yılında İstanbul’da Üsküdar semtinde doğdu. Sami Ulus Üsküdarda Tunusbağı'ndan Ahmediye'ye inerken tarihi caminin karşısında, İskender Baba türbesinin biraz yukarısında, Tavaşi Hasan Ağa Mahallesinde eski cuma pazarı kurulan Dönmedolap Sokağındaki 1 numaralı evde doğdu.

Dönmedolap sokağı ahşap evlerden oluşmaktaydı. Sunay Akın "Dönmedolap" sokağını şöyle anlatır; "Üsküdar'dan Kadıköy dolmuşuna binip, Hezarfen Ahmet Çelebi'nin konduğu Doğancılar Parkı'nı geçtikten bir dakika sonra Karacaahmet Mezarlığı'nın duvarıyla karşılaşırsınız. Buranın adı Tunusbağı'dır. Kadıköy dolmuşu sağa doğru kıvrılan ana yolu takip eder. Dolmuştan inip Gündoğumu Caddesi ile Tıbbiye Caddesi'nin kesiştiği köşeden aşağıya doğru dik bir eğimle inen soldaki sokaktan aşağı doğru yürürseniz bu sokak Dönmedolap Sokağı'dır. Evlerin haremlik ve selamlık olarak ikiye bölündüğü devirlerde, erkeklerin oturduğu odayla, kadınlara ayrılan yer arasında bir çember üzerinde dönen iki gözlü dolaplar vardı. Günümüz otellerinin ve iş merkezlerinin dönme kapılarına benzeyen bu dolapların görevi, erkeklerin istediği yiyecek ya da içecekleri harem tarafından selamlığa ulaştırmaktı. Üsküdar'da bir sokağa adını veren “dönmedolap” da adını, sözünü ettiğimiz dolaptan almaktadır." Ailesi ile birlikte ikamet ettiği Üsküdar semtinde 7 yaşında 1911 yılında başladığı ilk, orta ve lise tahsilinin devamında Tıbbiye eğitimi aldı. 1911 - 1916 yılları arasında İlk Okul'da, 1916 - 1919 yılları arasında Orta Okul'da 1919 - 1922 yılları arasında Lise'de 1922 - 1926 yılları arasında Tıbbiye'de okudu.


Ev

Ev

Ev

Askerlik hizmetini ise Tıbbiye Mektebi 4. son sınıfını okurken Gülhane Askeri Hastanesi’nde yaptı. 1926 yılında 22 yaşında tıp doktoru oldu. Mecburi hizmetini Sinop, Boyabat kazasında yaptı. İhtisas olarak çocuk doktorluğu dalını seçen Dr. Sami Ulus bu yönde eğitim hazırlıklarına başladı. Mecburi hizmet süresini tamamlaması sonrasında 1927 yılında İstanbul’a döndü ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hekimliğinde öğretim görevlisi Prof. Dr. Kadri Raşit (Anday) Paşa yanında eğitimine devam ederek üç yıl sonunda, 1929 yılında ihtisasını çocuk doktoru olarak tamamladı.

Yanında eğitim gördüğü Prof. Dr. Kadri Raşit (Anday) Paşa Osmanlı Devleti'nin ilk eczacı paşası; Mirliva Mehmed Raşit (Anday) Paşa'nın oğludur. (1)

Sami Ulus Çocuk Doktoru olduktan sonra 1929 yılında Konya Doğum ve Çocuk Bakım Evi’ne tayin edildi ve 1936 yılına kadar 7 yıl Konya vilayetinde görev yaptı. Konya vilayetindeki görevinden 1936 senesinde Ankara Ankara Doğum ve Çocuk Bakım Evi’ne tayin oldu ve Çocuk doktorluğu görevine burada devam etti. Ankaraya çocuk hekimi olarak atanması ile birlikte bir çok tıbbiyeli doktor, onun yanında ihtisasını yaptı ve çocuk doktoru yetiştirdi.

Recete

Recete

Hastane

Hastane

Hastane

ÇOCUK HASTANESİNE DR. SAMİ ULUS İSMİ VERİLDİ...

Dr. Sami Ulus, Çocuk hekimi olarak Ankara’da iki ayrı hastanede hizmet verdiği 1936-1957 yılları arasında, kendi bireysel gözlemleri, istatiksel verilerin yanı sıra, nüfus artışıyla birlikte ihtiyaç duyulan tedavi edici aynı zamanda ihtisas eğitimleri verilebilen ayrı bir çocuk hastanesi kurulmasına öncülük etti. Sağlık Bakanlığı tarafından 1954 yılında yapımına başlanan ve 1957 yılında Ankara Hastahanesi olarak hizmet vermeye başlayan hastahanenin çocuk doktorluğunu yaptı..

1961 yılında Ankara Hastanesi’ne başhekim olmasından sonra, kişisel özverili gayretleri ve çalışmaları ile merhum Sn. Vehbi Koç beyin bağışlamış olduğu bina Sağlık Bakanlığı tarafından inşaat işleri restorasyonları yaptırılarak 1963 yılında Ankara Çocuk Hastanesi adıyla ve 150 yatak kapasitesiyle hizmete soktu. Kendisini her türlü çaba ve çalışmalarıyla 4 yıl başhekim olarak Ankara Çocuk Hastanesi’ne adayan Dr. Sami Ulus, 6 Mayıs 1965 yılında vazifesi başında 61 yaşında vefat etti.

Koç Holding kurucusu Vehbi Koç bey 1960 yılında Ankara-Ulus Işıklar Caddesi üzerinde halen Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi adıyla hizmet verilmekte olan hastane binasını Devlet Hazinesine bağışlamıştı. 1965-1967 yılları arasında 1. Süleyman Demirel Hükümetinin Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Vedat Ali Özkan tarafından “Ankara Çocuk Hastanesi“ adı değiştirilerek hastaneye “Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi” ismi verildi. Hastanenin giriş katına Dr. Sami Ulus’un büstü konuldu.

Hastanenin birinci başhekimi olarak görevlendirilen Dr. Sami Ulus 6 Mayıs 1965 tarihinde çok sevdiği hastanesinde görevi başında yaşamını yitirdi. Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi'nin ismi daha sonra Dr. Sami Ulus Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değişti.

Kitap

Kitap

kitap

YAZDIĞI ''ÇOCUK BAKIMI'' KİTABI SENELENCE MİLLİ EGİTİM BAKANLIĞI TARAFINDAN DERS KİTABI OLARAK OKUTULDU...

Dr. Sami Ulus iki tıbbi eser yazmıştır. İlk eseri ''ÇOCUK BAKIMI'' kitabının 1944 yılında ilk basımı yapıldı. Bu kitabı Milli Eğitim Bakanlığı satın aldı. İstanbul Maarif Vekaleti Kız Teknik Öğretim Okulları adına basılan kitap yıllarca orta mekteplerin son sınıflarında ders kitabı olarak okutulmuştur. 105 sayfalık, 20x28 cm. ebadındaki bu kitabın içinde çocukluk çağları, çocuğun beslenmesi, hayvan sütü verme metodu, çocuk mamaları, cılız ve vaktinden evvel doğmuş çocuklar, çocuk hastalıkları, bulaşık hastalıklar, hasta çocuklara bakım konuları yer almaktadır.

İkinci eseri Doktorlar için yazmış olduğu “SÜT ÇOCUĞU HASTALIKLARI” adındaki 662 sayfalık, 16x22 cm.ebadında eseri olup, 1948 yılında basılmış ve yine yıllarca bir çok vilayette ihtisas eseri olarak çocuk doktorlarınca başvurulan kaynak olmuştur.

Aile

Aile

Aile

Dr. Sami Ulus 1931 yılında Mualla Ulus hanımla evlendi. Bu evliliğinden 1937 yılında kızı Fatma Duygu Fatoş Konuk doğdu. Dr. Sami Ulus; Fatma Duygu Fatoş Konuk'un babası, Ömer Sami H. Koruk'un ve Nilüfer Doruk'un dedesi, Yegane Ulus'un abisi, Halide Ünal'ın dayısı, Erol Ünal ve İhsan Ünal'ın büyük dayısıdır.


Eski

Eski

dede

DR. SAMİ ULUS'UN BÜYÜK DEDESİ SAFRANBOLU ULUS NAHİYESİNDEN ÜSKÜDARA GELİP SARAYA KİLERCİ BAŞI OLMUŞTU...

Dr. Sami Ulus’un büyük dedesi olan Hacı İbrahim o zaman Kastamonu vilayetine bağlı Safranbolu kazası Ulus nahiyesi yeni adı "Aşağıköy" olan eski adi "Alpu" (bazı kaynaklarda "Alpı" olarak geçmektedir) köyünde (2) 1818 yılında doğmuştur. 1841 yılında 23 yaşında daha henüz evlenmeden köyünden ayrılmış, yaya olarak Bartın kazasına gelip buradan tarihi Yalı İskelesi’nden diğer yolcular ile birlikte ırmak yolundan Boğaz mevkisine gelmişler. Bir gece Boğaz İskele Hanı’nda konaklamışlar. Ertesi gün Hacı İbrahim ve beraber geldikleri diğer yolcular ile birlikte Amasra'dan gelen gemi ile İstanbul’a gelmiş ve Üsküdar semtine yerleşmiş. Hacı İbrahim İstanbul’da birkaç yıl çeşitli işlerden geçimini sağlayıp yerleşik hale geldikten sonra kardeşlerini yanına almak istemiş. Diğer kardeşleri Hacı Hasan ve Hacı Hüseyin’de aynı yolu takiben İstanbul’a gitmişler. Bekar olarak İstanbul’a gelip Üsküdar bölgesine yerleşen Hacı İbrahim ve kardeşleri Hacı Hasan ve Hacı Hüseyin geçimlerini burada sağlamaya başladıktan sonra bulundukları çevreden kendilerine uygun eşler bularak evlenmişler.

Hacı İbrahim köyünden ayrılıp o yıllarda İstanbul’a gelip yerleşmesine sebep; Aşağıköy’deki evlerinde ailesi ile birlikte ikamet ederlerken annesi mısır unundan ocakta "kömeç" (3) pişirmiş. Eski köy evlerinde ocaklı odaların ocak yanlarında ahşap el işçiliği ile yapılmış dolaplar ve bu dolapların bir parçası yine ahşaptan yapılmış önü açık gözlü yerler vardır. Bunlara yöresel adıyla “Terece” (4) denilmektedir. Annesi kömecin yarısını Aşağıdere mahallesinde ikamet eden damadı (enişteleri) yanlarına ziyaretlerine geleceğinden ona ikram etmek niyetiyle terecelerden birinin içine saklamış. Hacı İbrahim yemek pişirilen ocaklı odaya girdiğinde ocak yanındaki dolabın terece gözü içinde kömec olduğunu bir tesadüf fark edip onu afiyetle yemiş. Ertesi gün damatları ziyaretlerine geldiğinde ise anneleri yaptığı kömeçten ona ikram etmek istemiş. Ancak terece içinde sakladığı kömeci bulamayınca hayal kırıklığına uğrayarak evde kızılca kıyamet kopmuş. Aile içi tartışmanın ilerlemesi ile birlikte Hacı İbrahim annesine kızgın bir ifadeyle “Öğlen vakti harman yerinde ekin yığınını yığdıktan sonra eve gelip, yoğurtla doğrambaç yaptım, karnımı doyurdum. Bu evin işini yapan evin oğlumu daha değerli, yoksa damat mı değerli?..” şeklinde ifadeler içeren sözler sarf edilmiş. Tartışmanın dozu biraz fazlaca olmuş ki; Hacı İbrahim ertesi gün diğer eniştesi Hüseyin'nin hanımı ve aynı zamanda kapı komşuları olan ablası İsmet’in yanına giderek, “Bana erzak hazırla uzak yola gideceğim“ demiş. Bu türden bir aile içi tartışma onun köyünden ayrılmasına sebep olmuş.

O yıllarda İstanbul’a gidip Üsküdar semtine yerleşen Hacı İbrahim 1849 yılında Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz’in saltanat döneminde saraya görevli olarak girmiş. Uzun yıllar sultan sarayında memuriyet görevleri sırasında kendisi iyi izlenmiş olmalı ki; son olarak ''Kilerci Başlığı'' (5) memuriyet derecesine kadar yükseltilmiş.

Kendisinin sultan sarayında görevli, nüfuz sahibi memur olmasından dolayı sonradan İstanbul’a gelen ortanca kardeşi Hacı Hüseyin’i yine Sultan Sarayına bağlı bir başka memuriyet görevine başlamasına yardımcı olmuş. Kardeşi Osmanlı’nın Anadolu Eyaletine bağlı vilayetlerdeki Haremeyni Şerfeyn Vakıfları (6) tarafından toplanan para, vesaire yardımları her yıl Mekke ve Medine’ye gönderme işlerini yapan kuruma girmiş. İlerleyen yıllar içinde işlerin nasıl yapılması gerektiğini öğrendikten sonra abisi Hacı İbrahim nüfuzunu kullanarak, kardeşi Hacı Hüseyin’in bu görevin başına “Surre Emini” (7) olarak atanmasına vesile olmuş. Mekke’deki Kâbe ve Medine’deki Ravza-i Mutahhara yani Peygamberin kabrinin bulunduğu mevkide Osmanlı döneminde buralar için ayrıca bir vakıf vardı. Bu vakfa "Haremeym-i Şerifeyn Vakfı" deniliyordu. Buraya bağlı vakıflar ve malların yönetimi bu vakıf tarafından yürütülmekteydi. Bu vakıf mallarından toplanan vergiler Mekke ve Medine’deki fakirlere dağıtılırdı. Kırıkkale, Keskin, Çankırı, Çelebi yörelerinden vergi geliri toplayan insanlara ise "Haremeyn-i Şerifeyn Türkmenleri" denilirdi. Pelivanlı, Cerid, Şid, Beydili oymaklarının önemli bir kısmı Haremeym-i Şerifeyn Türkmeni olarak adlandırılmıştır. Bu uygulama Fatih Sultan Mehmed döneminde başlatılmış yakın zamana kadar sürmüştür. Mekke ve Medine’ye her yıl gönderilen mal ve para cinsinden yardımları göndermekle görevlendirilen kimseye Surre Emini denilmektedir.

O yıllarda (Alpu) Aşağıköy’den bazı kişiler, onların İstanbul’da yerleşik olduğunu bildiğinden, İstanbul’a geldiklerinde Hacı İbrahim’i ve kardeşlerini ziyaret ederlermiş. Hacı İbrahim ekonomik kazanç yönünden o döneme göre orta seviyenin üzerinde olması sebebiyle köyünden yanına gelen akrabaları veya aynı köyden komşusu olanlardan olmak üzere her Ramazan ayında İstanbul’dan Ulus nahiyesinin Alpu (Aşağıköy) köyüne giderlerken orada yaşamakta olan annesi ve akrabalarına, diğer ihtiyaç sahiplerine yiyecek, giyecek türünden yardımları yanı sıra Fitre olarak dağıtılmak üzere parasal yardımları da vefat edene kadar göndermiştir.

SON

DR. SAMİ ULUS'UN BÜYÜK DEDESİ HACI İBRAHİM PADİŞAH SULTAN ABDÜLAZİZİN MAHİYETİNDE PARİSE GİTTİ...

Hacı İbrahim Sultan sarayında Kilerci Başı olduğu dönemde Osmanlı Devleti’nin başında Sultan Abdülaziz varmış. Sultan Abdülaziz Fransa İmparatoru III. Napolyon’un daveti üzerine bir ziyaret gerçekleştirmeyi planlamış. Saray erkanından oluşturduğu, içlerinde ''Kilerci Başı''sı Hacı İbrahim’in de bulunduğu hizmetli kadrosuyla birlikte ve yanına yeğenleri Şehzade Murat ile Şehzade Abdülhamit'i de alarak 21 Haziran 1867 tarihinde Paris’e hareket etmişler. Osmanlı tarihinde ilk defa bir padişah Avrupa seyahatine çıkmış. Padişah ve beraberindekilerin başlattığı gezi yolculuğunun ilk varış noktası 30 Haziran 1867 tarihinde Paris olmuş. Fransa gezisi sırasında Sultan Abdülaziz, İngiltere Kraliçesi Victoria’nında davetini kabul ederek Temmuz ayında İngiltere’yi de ziyaret ettmişler. Henüz kendileri Londra’ya ulaşmadan önce daha Dover Limanı'nda iken İngiliz Kraliyet ailesi gelen Osmanlı misafirleri için olağanüstü görkemli törenler düzenlemişler. Galler Prensi, gelen misafirlerini Kraliçe adına vapura çıkarak karşılamış. Sultan Abdülaziz ve beraberinde gelen Osmanlı saray erkanı top atışları ile onurlandırılmışlar. İngiliz Kraliyet mensupları eşliğinde, Sultan ve beraberindekiler henüz ilk kez bindikleri buharlı bir trenle Londra’ya iki saatte gitmişler. İngiltere’yi de içine alan bu ziyaretlerinden yurda dönerlerken, Prusya ve Avusturya’ya da uğramışlar. Kendisi sultan sarayında görevli olduğu süre içinde edindiği bilgilerden daha önce hiçbir Osmanlı sultanı bu türden yurt dışı seyahate çıkmamış. Osmanlı toprakları dışına diplomatik ziyaretlerin ilk defa gerçekleştiğini belirten Kilerci Başı Hacı İbrahim ve görevlendirilmiş diğer saray erkanı ile birlikte 7 Ağustos 1867 tarihinde İstanbul’a geri dönmüşler.

Kendisinin sarayda belirli bir sosyal çevreye sahip olması nedeniyle, çocukları da iyi eğitim sahibi olmuşlar. Hacı İbrahim eğitimini tamamlayan oğlu İhsan Ulus’un da (Dr. Sami Ulus’un babası) Osmanlı Devlet memuriyetinde görev almasını istediğinden onu Hazine-i Hassa Nezareti-Tahrirat Kalemi Katipliğine yerleştirmiş. İhsan Ulus burada uzun yıllar çalıştıkdan sonra Tahrirat Müdürlüğü derecesine yükselmiş. Osmanlı Devleti’nin son padişahı Sultan IV. Mehmet Vahdettin’in 1922 yılında İstanbul’dan sürgüne gönderilmesinden sonra İhsan Ulus 1923 yılında Hazine-i Hassa Tahrirat Müdürlüğünden emekli olmuş.

Hacı İbrahim’in ve ondan sonra aynı soydan devam eden oğlu İhsan Ulus torunu Dr. İbrahim Sami Ulus’un Üsküdar Nüfus İdaresinde kayıtları mevcuttur. Üsküdarda Sami Ulus'un doğduğu ve bir süre yaşadığı eski ahşap evde kardeşi Yegane Ulus, kızı Halide Ünal yaşamıştır. Emine Halide Ünal'ın oğulları Etem Erol Ünal ve Mehmet İhsan Ünal da bu evde doğmuş ve uzun bir süre bu evde yaşamışlardır.

Hacı İbrahim ve erkek kardeşlerinin ablası ve aynı zamanda köyde evlerine yakın kapı komşusu olan İsmet ise günümüzde Bartın iline bağlanan Ulus İlçesi Aşağıköy’de (Alpu Köyü) 1810 yılında doğmuş. Aynı köyde ikamet eden, Hüseyin Çelebi ile 1828 yılında evlenmiş. Onlar ise Aşağıköy’de tarım ve hayvancılık faaliyetleri ile yaşamlarını sürdürmüşler.

---------------------------------------------------------------

Araştırmacı Zafer Çelebinin araştırmasında; ''Dr. İbrahim Sami Ulus hakkında detaylı ve net bilgiler eşi merhum Mualla Ulus tarafından 22 Ocak 1986 yılında bir vesile ile yazmış olduğu üc sayfalık bibliografik bilgilerle açıklamaların olduğu mektuptan elde edilen bilgilerdir. Ayrıca bilgilerin doğrulanması ve eksik yönlerinin tamamlanması için annemin dayısı Sn. Mesut Çelebi’den aldığım ve ona da babası merhum Ahmet Çelebi tarafından anlatılmış bilgilerdir. Büyük dayımız olan Mesut Çelebi 1946 yılında Kastamonu Göl Köy Öğretmen Enstütüsüne yatılı öğrenci olarak kayıt olmuş. Burada 6 yıl uygulamalı eğitimler görerek 1951 yılında ilkokul retmeni olarak mezun olmuş. Yıllarca öğretmenlik yaptıktan sonra Milli Eğitim Müfettişliği görevini yürütmüş. 1980 yılında emekli olmuştur.''emekli olmuştur.''

Secere

Secere

Secere

Yukardaki secere'de görüleceği üzere Dr. Sami Ulus'un atalarının Tepedenli Ali Paşaya uzadığı görülmektedir. Yandaki fotoğrafta Zühtü Çubukçuoğulu, Eşi Nimet Çubukçuoğlu, Dr. Sami Ulus ve Eşi Mualla Ulus, Hüsnü Şahinoğlu, eşi Nezahat Şahinoğlu, Halide Ünalın eşi Hv. Alb. Nazmi Ünal görülüyor.


.

Hast logo

Hast logo

Hast logo

DR. SAMİ ULUS ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ

Dr. Sami Ulus Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1950’li yıllarda Işıklar Caddesinde Ankara Çocuk Hastanesi olarak faaliyete geçmiştir. Hastaneye adını veren Dr. Sami Ulus’un kişisel gayretleriyle bugünkü hastane binası yapılarak 150 yatak kapasitesi ile 1963 yılında hizmete sokulmuştur. Hastanenin birinci başhekimi olarak görevlendirilen Dr. Sami Ulus 6 Mayıs 1965 tarihinde çok sevdiği hastanesinde, görevi başında yaşamını yitirmiştir. Dönemin Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Vedat Ali Özkan tarafından hastaneye “Dr. Sami Ulus Hastanesi” adı verilmiştir.


Kuruluşundan bu yana sürekli gelişme içinde olan hastane, hizmetin verimliliği ve işlerliğini arttırmak amacıyla 1990 yılında 2 katlı poliklinik binası ve ishal takip ve tedavi merkezi halkın hizmetine sunulmuştur. Hizmet binamızın ihtiyaca cevap vermemesi üzerine hastanemiz bahçesine 5 katlı ek bina (75. Yıl Binası) yapılmış ve 23 Nisan 1998 günü 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından hizmete açılmıştır. 23 Haziran 2008 tarihinde Zübeyde Hanım Doğumevi ile birleşmiştir.


Hastane yıllar içinde bir yandan yatak kapasitesini arttırırken diğer yandan çocuk sağlığına ilişkin yan dal uzmanlıklarını çeşitlendirerek hızla gelişme göstermiştir. Hastanede 416 yatak ve 996 personel bulunmaktadır. Kurulduğundan bu yana Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak çalışan hastanede 10 klinik şefi, 11 şef yardımcısı, 8 başasistan 172 uzman doktorla eğitim verilmektedir. Ayrıca hastane Ankara ve çevre illeri dışında Türkiye’nin her yerinden gelen hastalara 24 saat hizmet sunmaktadır. Modern cihazlarla donatılmış olarak ve 40 yıllık çocuk sağlığı ve hastalıkları deneyimi ile Türkiye’nin bu alandaki en büyük ve en yetkin sağlık kurumlarından biridir.

ek

– – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – – –

(1) Prof. Dr. Kadri Raşit Paşa (Anday)

Osmanlı Devleti'nin ilk eczacı paşası Mirliva Mehmed Raşit Paşa'nın oğludur. Çocukluğu Kadıköy Bahariye'de geçen Anday ilkokulu eski Fenerbahçe Stadyumu'nun yanındaki Taş Mektep'te orta ve lise eğitimini Kadıköy Sultanisi'nde okumuş, 1900 yılında Fransa'ya gitmiş. Paris Tıp Fakültesi'ni bitirmiş. Orada belediye hekimliği için teklif almış fakat kalmayıp Türkiye'ye dönmüş. Üniversite hocası olarak kürsüler kurmuş. Çocuk hekimliği dalında ihtisas eğitimleri vermiştir. Ayrıca Çocuk Hekimleri Encümeni (Türk Pediatri Kurumu) kurucularındandır.

(2) Kastamonu Vilayeti, Safranbolu Kazası, Ulus nahiyesi, Alpu (Aşağıköy) Köyü:

Ulus İlçesi Bartın İlinin 37 km. doğusunda yer alır. Uluçay, Eldeş Çayı, Çerçi Çayı ve Alpu Çaylarının birleştiği vadide kurulmuştur. Safranbolu İlçesi ve Bartın İli arası yol güzergâhının üzerinde yer alan Abdipaşa Beldesinden doğu istikametine doğru gidildiğinde Ulus İlçe merkezine varılır. Burası bir vadi düzlüğünde, iki yönden gelen ve kazanın içinde birleşen akarsu yatağına yakın yerdedir. Bartın il olmasından sonra Ulus İlçesi Bartın Vilayet'ine bağlamıştır. (Alpu) Aşağıköy Bağlı bulunduğu Ulus ilçe merkezine 7 km. mesafededir. Küre Dağları Milli Parkının Bartın-Ulus bölgesinin güney eteklerinde, milli parka sınır olan ve diğer köylere göre en uzun arazi coğrafyasına sahip olması yanı sıra, köyün yerleşim yeri yüksekte olması sebebiyle bağlı bulunduğu Ulus ilçesinin tamamını görebilen bölgenin ve kazanın tek köyüdür.

(3) Kömeç:

Kuyruk yağı sızdırılınca arta kalan kıkırdak ile yapılır. Tereyağı, yumurta ye kıkırdak yoğurulur, toprak fırında pişirilir. İkindi çaylarında peynir ile yemek pek hoştur. (Kastamonu Yöresel Yiyecekleri)

(4) Terece:

Eski köy evlerinde ocaklı odaların ocak yanlarında ahşap el işçiliği ile yapılmış dolaplar ve bu dolapların bir parçası yine ahşaptan yapılmış önü açık gözlü yerler vardır. Bunlara yöresel adıyla “Terece” denilmektedir.

(5) Kilerci Başı:

Kilercibaşı, Enderûn ağalarının dördüncüsüydü. Padişah yemek yerken hizmet-i hümâyûnda bulunur, kilercilere nezaretle beraber sofra edevâtını muhafaza ederdi. Kilercibaşı, enderun ve ikinci avludaki mutfaklar ile kilerlerin, kiler koğuşu içoğlanların ve Saray'ın dış teşkilatına bağlı tüm mutfak görevlilerinin amiriydi. Diğer taraftan padişahın yemeğinin pişirilmesi ile ilgilenmek, sofrasını kurarak yemesine nezaret etmek; reçel, şurup, şerbet, macun ve tatlı türü yiyeceklerini hazırlatmak; turşu, baharat vs. muhafaza etmek, padişah yemek yemeden önce yemeğinden kontrol için tatmak kilercibaşının görevleri idi. Enderûnluların elbiseleri, hünkâr (padişah) tarafından tedarik edilirdi. Ağalar, başlarına som sırma takke ve takkenin altına iç fesi giyerlerdi. İki kollarının yanından enlice siyah kadifeden zülüf denen uzun birer alâmet sallandırırlardı. Üstlerine, mevsime göre kaftan ve altlarına entâri giyer, bellerine ağır sırma işlemeli, kapaklı kemer takarlardı. Padişahla dışarı çıktıklarında, kalıp işi denilen kavuk giyerler ve bellerine lâhûrî şal sararlardı. Eskiler, mücevherli bıçak ve hançer takarlardı.

(6) Haremeym-i Şerifeyn Vakfı:

Mekke’deki Kâbe ve Medine’deki Ravza-i Mutahhara yani Peygamberin kabrinin bulunduğu mevki ki Osmanlı döneminde buralar için ayrıca bir vakıf vardı. Bu vakfa "Haremeym-i Şerifeyn Vakfı" deniliyordu. Buraya bağlı vakıflar ve malların yönetimi bu vakıf tarafından yürütülmekteydi. Bu vakıf mallarından toplanan vergiler Mekke ve Medine’deki fakirlere dağıtılırdı. Kırıkkale, Keskin, Çankırı, Çelebi yörelerinden vergi geliri toplayan insanlara ise Haremeyn-i Şerifeyn Türkmenleri denilirdi. Pelivanlı, Cerid, Şid, Beydili oymaklarının önemli bir kısmı Haremeym-i Şerifeyn Türkmeni olarak adlandırılmıştır. Bu uygulama Fatih Sultan Mehmed döneminde başlatılmış yakın zamana kadar sürmüştür.

Kaynak : Tarih Terimler ve Deyimler Sözlüğü, “Haremeyn-i Şerifeyn Vakfı”, M. Z. Pakalın, MEB Yayınları. C,I, s.

(7) Surre Emini:

Mekke ve Medine’ye her yıl gönderilen mal ve para cinsinden yardımları göndermekle görevlendirilen kimseye "Surre Emini" denilmektedir.

Yayın yok.
Yayın yok.